15 Eylül 2013 Pazar
Sözde Fotoğrafçılar
Başlığı görüp alınmayın hemen. Okursanız kimleri kastettiğimi anlayacaksınız. Bir kez daha düşündüm de, alının. Fotoğrafçılığı ne hale soktuğunuzu görün.
İnsan büyüyünce erişkin olunca bile içindeki çocuk hiç değişmeyebiliyor. Eskiden Action Man ile Barbie bebekle oynayan insanlar artık pahalı kameralarını ve zeki telefonlarını ellerinden düşürmüyorlar. İkisinin de ortalık özelliği fotoğraf çekebilmeleri. Kameranın iyi yanı o pek bilmediğim ISO gibi ayarları etkin kullanabilme daha iyi odaklanabilme ve daha yüksek çözünürlüklü fotoğraflar çekmesi. Telefonun iyi yanı ise kullanımının daha pratik olması, kolay taşınabilmesi, anında efekt yapıp fotoğrafı paylaşabilme. İkisinden biri olduğu zaman haliyle ortalık fotoğraftan geçilmiyor. Ve bu insanlar göğüslerini öyle kabartıyorlar ki sanki uluslararası fotoğrafçılık yarışmasında jüri ödülü almışlar.
Çok basit sıradan bir şey bile instagram ile ilginç gözüküyor. Bunu siz yapmadınız, program yaptı. Hem gerçeği çarpıttınız hem de kendinize pay çıkartmaya çalıştınız.
Pahalı kameralarla gezen ve çok güzel fotoğraf çektiklerini zanneden insanlar da var. Hak etmedikleri halde Nikonlarını milletin gözüne sokarak gezerken gerçek fotoğrafçılar kamera alabilmek için ya başka işlerde çalışıyor ya da borçla alıyorlar.
Eleştirmenize izin de vermezler. "Kamera benim, hobi benim. Sana ne?" Şöyle bir örnek ile izah edeyim. Çizim yapmak hobidir, karalamak değil.
Fotoğrafçıları ışığa tutarak sahte olup olmadıklarını anlayamıyorum. Ancak photography ya da fotoğrafçılık tarzı yazıları yazıyorlarsa gerçekten bir şeyler yapıyorlardır. Nüfus il müdürlüğüne vesikalık çektiren kolonya kokulu fotoğrafçıları saymıyorum tabii.
Tamamen internet ile ilgili bir eleştiri yazısı, makale yazacak olursam sayfalarca sürer. Bu yüzden parça parça yazıyorum ki birleştirince tablo yine ortaya çıksın. İnternet bize hava atma imkanı sağladı arkadaşlar. Kendimizi dev aynasında görmeyi bırakıp göstermeye başladık. Biraz dürüst olup sandığımız gibi dev olmadığımızı göstersek? Ne dersiniz?
Not: Konu ile ilgili bir web sitesi You Are Not A Photographer
13 Eylül 2013 Cuma
Paprika
Satoshi Kon'un ölüm haberini alalı uzun zaman olmuştu. Hakkında pek bir şey bilmememe rağmen üzülmüştüm. Tokyo Godfathers gibi diğer yapımlarını da izlememiştim. İzleseydim ne büyük bir dehanın gittiğinin farkında olurdum ve üzülmek için de daha çok nedenim olurdu. Satoshi Kon, Hayao Miyazaki kadar popüler değil belki ama onun gölgesinde kaldığını da düşünmüyorum.
Paprika'yı tamamen umursamazlığım ve tembelliğim yüzünden uzun süre izlemeyi ertelemiştim. Geçen gün izleme şansım oldu. Sanki Inception'ın animesi gibi, ancak pek aksiyon yok. Tabii Inception Paprika'dan daha sonra çıktığı için esinlenen taraf o olmalı.
Tokita Kosaku, DC Mini adında bir psikoterapi aleti yapmıştır. Birlikte çalıştığı terapist Chiba Atsuko ve avatarı Paprika ile sorunları olan insanların rüyalarına girip onlara müdahale edebilmektir. Psikolojik sorunları olan insanları tedavi amaçlı düşünülse de 3 adet prototipin çalınmasıyla kötü güçlerin elinde güçlü bir silaha dönüşecek potansiyeli açığa çıkar. Rengarenk olması bir kabusu daha güzel yapmaz. Özellikle kafayı sıyırmışsanız.
Oldukça renkli ve derin bir film Paprika. Paprika'da öyle, en sevdiğim bayan karakterlerden biri oldu. Bir karakterin uyanık halde iken bile rüyada olması, rüya ve gerçeklik arasında gidip gelmesi ve kurgunun birden değişmesi takip etmeyi biraz zorlaştırıyor. Yine de bunu bir eksi olarak görmemek lazım. İş dikkati toplamakta bitiyor.
11 Eylül 2013 Çarşamba
Öğrencilerle Yaşamanın Kötü Yanları
Açıkça söylemem gerekirse başkalarıyla yaşamak, özellikle öğrencilerle, kötüdür.
Kalacağınız insanları her zaman seçemezsiniz. Yurt gibi ortak paylaşılan alanlarda kalacağınız insanları sizin belirlemek gibi bir lüksünüz yoktur. Bazen herhangi bir neden olmaksızın o piti piti yöntemiyle bazen de erkenden geçe doğru sıralanarak bir odaya verilirsiniz. Oda/arkadaşlarınız göre Türkiye'nin her yerinden ya da Dünya'nın her yerinden insanlar olabilir. Bu çeşitliliğin iyi yanı farklı insanlar tanırsınız, kötü yanı bu insanlar sizi çileden çıkartabilir. En önemli sorun, kafanız tamamen uyuşmaz ve anlaşamasanız bile bu insanlarla kalmanız gerekecektir. Sizi yok sayabilir ya da yavşakça bir laubalilikle yaptığınız söylediğiniz her şeye laf edip karışabilirler. Rahatsız edecek her şeyi yapabilirler. Bunun sonu tacize ve kavgaya kadar varabilir.
Ev gibi kira ödenen bir yerde kalıyorsanız kirayı bölüşme şansınız olur. İşin kötü ise bu insanlar parayı verdikten sonra basıp gitmeyecekler ve dolayısıyla yalnız kalmayacaksınız. Odanıza/evinize girdiğinizde hemcinslerinizi (yurtdışında bile kızlı erkekli kalamıyorsunuz) görürsünüz. Yorucu bir gün geçirmişsinizdir, kafanızı dağıtmak ya da dinlenmek istiyorsunuzdur ancak insanların arasından kurtulup yine insanların arasına düşersiniz. Ne kadar insan o kadar kirlilik demektir. Çöp, bulaşık, koku, gürültü ve her türlü kirlilik yaşanan yeri çekilmez kılar. Siz titizseniz onlar dağınıktır, siz dağınıksanız onlar temizdir. Banyo kuyruğu, buzdolabı karmaşası da cabası. Eve kız/erkek mi atacaksınız? İçerde birileri varken bunu yine de yapabilecek misiniz? Mastürbasyon mu yapacaksınız? Odada başka biriyle kalıyorsanız zaten yapmanız mümkün değil. Tuvalette işinizi görmeye çalışırsanız ya başkasının gireceği tutar ve geçirdiğiniz dakikaları sayar ya da kötü ses yalıtımı sizi ele verir. Mahremiyet adına hiçbir şeyiniz kalmaz
Bir insanı tanımanın en etkili yollarından biri evdeki davranışlarını gözlemlemektir. Kafa dengi anlaşabildiğiniz birilerini buldunuz. Güzel. Peki ya madalyonun karanlık tarafını görememiş ve yanlış insanlar seçmişseniz? Belki muhabbeti iyidir ancak çok dağınıktır, kültürlüdür ama sürekli kokuyordur, sessizdir ama sorumluluğunu yerine getirmez.
Ortak bir alan olduğu için ortak kararlar vermeniz gerekir ve çoğu insan öncelikli olarak kendi fikrinde diretir. Bu pencerenin açılmasından, lambanın kapatılmasına kadar gider. Eğer tartışmacı biri değilseniz, nasılsa bunlarla kalmam gerekecek şimdi bir şey yaparsam ilerleyen günlerde başım daha çok ağrır iyisi mi alttan alayım dersiniz. Bir kere, iki kere bir süre sonra alttan alacak haliniz kalmaz. Nazik olmak, tatlı dil her zaman işe yaramaz. Karşınızdaki bir yılan olmayabilir. Biri kendini sürü lideri sanıp her şeye karar vermeye kalkar ve baskıcı yapısının altında ezilirsiniz.
Başınıza gelebilecekleri yazdım. Korkarım sorunu belirlemek çözüm getirmekten daha kolay. Gerçekten iş çekilmez bir hal aldığında ne yapıp edip yerinizi değiştirin ve tanıdığınız, aynı ortamda kalabileceğiniz insanlar bulmaya çalışın. Hakkınızı arayın ve kendinizi ezdirmeyin. Siz kimseye muhtaç değilsiniz ve kimse de size muhtaç değil. Elinizden geliyorsa tek kalın. İnanın bazen tek kalmak en iyisidir.
Kalacağınız insanları her zaman seçemezsiniz. Yurt gibi ortak paylaşılan alanlarda kalacağınız insanları sizin belirlemek gibi bir lüksünüz yoktur. Bazen herhangi bir neden olmaksızın o piti piti yöntemiyle bazen de erkenden geçe doğru sıralanarak bir odaya verilirsiniz. Oda/arkadaşlarınız göre Türkiye'nin her yerinden ya da Dünya'nın her yerinden insanlar olabilir. Bu çeşitliliğin iyi yanı farklı insanlar tanırsınız, kötü yanı bu insanlar sizi çileden çıkartabilir. En önemli sorun, kafanız tamamen uyuşmaz ve anlaşamasanız bile bu insanlarla kalmanız gerekecektir. Sizi yok sayabilir ya da yavşakça bir laubalilikle yaptığınız söylediğiniz her şeye laf edip karışabilirler. Rahatsız edecek her şeyi yapabilirler. Bunun sonu tacize ve kavgaya kadar varabilir.
Ev gibi kira ödenen bir yerde kalıyorsanız kirayı bölüşme şansınız olur. İşin kötü ise bu insanlar parayı verdikten sonra basıp gitmeyecekler ve dolayısıyla yalnız kalmayacaksınız. Odanıza/evinize girdiğinizde hemcinslerinizi (yurtdışında bile kızlı erkekli kalamıyorsunuz) görürsünüz. Yorucu bir gün geçirmişsinizdir, kafanızı dağıtmak ya da dinlenmek istiyorsunuzdur ancak insanların arasından kurtulup yine insanların arasına düşersiniz. Ne kadar insan o kadar kirlilik demektir. Çöp, bulaşık, koku, gürültü ve her türlü kirlilik yaşanan yeri çekilmez kılar. Siz titizseniz onlar dağınıktır, siz dağınıksanız onlar temizdir. Banyo kuyruğu, buzdolabı karmaşası da cabası. Eve kız/erkek mi atacaksınız? İçerde birileri varken bunu yine de yapabilecek misiniz? Mastürbasyon mu yapacaksınız? Odada başka biriyle kalıyorsanız zaten yapmanız mümkün değil. Tuvalette işinizi görmeye çalışırsanız ya başkasının gireceği tutar ve geçirdiğiniz dakikaları sayar ya da kötü ses yalıtımı sizi ele verir. Mahremiyet adına hiçbir şeyiniz kalmaz
Bir insanı tanımanın en etkili yollarından biri evdeki davranışlarını gözlemlemektir. Kafa dengi anlaşabildiğiniz birilerini buldunuz. Güzel. Peki ya madalyonun karanlık tarafını görememiş ve yanlış insanlar seçmişseniz? Belki muhabbeti iyidir ancak çok dağınıktır, kültürlüdür ama sürekli kokuyordur, sessizdir ama sorumluluğunu yerine getirmez.
Ortak bir alan olduğu için ortak kararlar vermeniz gerekir ve çoğu insan öncelikli olarak kendi fikrinde diretir. Bu pencerenin açılmasından, lambanın kapatılmasına kadar gider. Eğer tartışmacı biri değilseniz, nasılsa bunlarla kalmam gerekecek şimdi bir şey yaparsam ilerleyen günlerde başım daha çok ağrır iyisi mi alttan alayım dersiniz. Bir kere, iki kere bir süre sonra alttan alacak haliniz kalmaz. Nazik olmak, tatlı dil her zaman işe yaramaz. Karşınızdaki bir yılan olmayabilir. Biri kendini sürü lideri sanıp her şeye karar vermeye kalkar ve baskıcı yapısının altında ezilirsiniz.
Başınıza gelebilecekleri yazdım. Korkarım sorunu belirlemek çözüm getirmekten daha kolay. Gerçekten iş çekilmez bir hal aldığında ne yapıp edip yerinizi değiştirin ve tanıdığınız, aynı ortamda kalabileceğiniz insanlar bulmaya çalışın. Hakkınızı arayın ve kendinizi ezdirmeyin. Siz kimseye muhtaç değilsiniz ve kimse de size muhtaç değil. Elinizden geliyorsa tek kalın. İnanın bazen tek kalmak en iyisidir.
27 Ağustos 2013 Salı
Saygı Görmeyen Yaratıcılık
Dönüp dolaşıp bazı insanların yaratıcı her şeyi uyuşturucu ve alkole bağlamalarından bıktım. Sizin de başınıza gelmiştir. Gelmediyse deneyin, denemesi bedava.
A) Neyin kafası lan bu?
B) Ne içiriyorsun lan sen?
C) Ne çektin oğlum?
D) Kafan mı güzel hacı?
Tebrikler! Tüm bilgi birikiminiz, kafanızda çakan şimşek, hevesle söylediğiniz şey tuzla buz oldu. Lafınız dinlenmeseydi böyle bir tepki almazdınız. Ama, öte yandan, duymak istediğiniz şey bu değildi. Gündem, ağzınızdan çıkan değil siz oldu. Banallik prim yaptı.
Toplum komik. O kadar komik ki arada gülmeyi unutuyorum. Genel algıya göre tüm sanatçılar, farklılar keşmiş. İnsanda ilham varken uyuşturucuya ihtiyaç yoktur. Tüm uyuşturucu çeken insanlar da felsefe yapmıyor, yeni bir şeyler çıkarmıyor, icat etmiyor. Bazıları mal gibi gülüp, oraya buraya saldırabiliyor. Ama bu demin bahsettiğim sığ bulanık sulardaki insanlar bunu görmezden geliyor ve zerre kadar saygı duymuyorlar. Saygı duyduğunuz bir şeyi aşağılar mıydınız? Yükselemeyeceğiniz için diğerlerini aşağı çekmek isteyebilirsiniz.
Bu arada, içinizden gelirse çektiğiniz şeyin oksijen olduğunu söyleyin. Yaşamak nefes almak değildir. Bunu onlara bakarak da anlayabilirsiniz.
APcritic English
Dear readers, when you see a thread on my blog you must have surprised of seeing it in Turkish. Due to reach non-Turkish readers, I have decided to write my critics also in English. Soon you'll be able to read.
25 Ağustos 2013 Pazar
Brutal Doom
Hiç olmadığı kadar vahşi
Doom'u severim. Oynadığım tüm oyunlar arasında ayrı bir yeri vardır. İlk gözağrılarımdan değildir. Sonradan tanıdım kendisini. Wolfenstein'e göre oldukça kanlı, ürpertici ve hızlıydı. Bilgisayar oyunlarının insanı şiddete yönelttiği söylenen oyunlardan biridir Doom. Silahlı zombilere, roketle patlayan yaratıklara, parçalanan Arachnotronlara rağmen abartıldığı kadar şiddet içermiyordu. Brutal Doom'a kadar...
Modu ilk iki Doom ve Final Doom gibi ek bölümlerde çalıştırabiliyorsunuz. Yeni sesler ve efektler eklenmiş. Bazı silahlara yakınlaştırma (iron sight) özelliği eklenmiş. Artık minigun ve testere hariç diğer silahlarda şarjör değiştirmek gerekiyor. Duke Nukem klasiği olan tekme atma eklenmiş. "Fuck yourself" diyip hareket bile çekebiliyorsunuz artık. Deathmatch maçlarında taunt yapılır ama bu kadar ofansif değil. Eh, klavye ya da mikrofonla küfür edilmesinden iyidir.
Ve geldik modun "Brutal" yanına. Bu sadist bir mod arkadaşlar. Son zamanlarda bu kadar şiddet içeren bir şey görmemiştim. Öyle ki, Doom bunun yanında çocuk oyunu kalıyor. Her silahla katliam yapabilmeniz mümkün. Kısa sürede ortalık vücut parçalarından geçilmiyor. Fatality tarzı bitiriş hareketleri eklenmiş. Mesela, savunmasız bıraktığınız bir Imp'in kafasını ezebilirsiniz. Silaha, çevresel etmene ve yaratığa göre biz de farklı şekillerde ölüyoruz. Yaratıkları vurunca bazen ilk seferde ölmüyorlar. Can çekişiyor ve bağırıyorlar ki beni rahatsız etti. Doom bu halde çıksaymış yasaklardan ve eleştirilerden kurtulamazdı. Bence abartı olmuş. Tabi korku filmlerini sevmediğim ve şiddet pornosu beni rahatsız ettiği için bunları söylüyorum. Son karar sizin.
Çıldırtan İnternet Sorunları
İlk internetimiz, 2000 yılıydı sanırım, 56k bağlantılı Superonline'dı. O zamanlar modemin sesini dinlerdik. İnternet ile hiç haşır neşir değildim, tek yaptığım oyun oynamaktı. İnterneti kullanınca telefonu meşgule atar, arayan ulaşamazdı. Sonra 2004'te ADSL bağlattık eve. O zamanda 256kb hızımız vardı ve ben Knight Online oynuyordum. Zamanla hız kendiliğinden 2 Megabit'e kadar çıktı. En son sürekli kotayı aştığımız için babam dayanamadı ve interneti sınırsız yaptı. Artık hız 8 Megabit'e çıkmıştı. Hoş maksimum 7 Megabit gözüküyordu. Artık internet daha hızlı ve daha iyi ancak bir şey kesinlikle değişmedi.
Gelişen teknoloji ve altyapıyla sorunsuz gitmesini istiyoruz ancak olmuyor. İnternet sorunları bitmiyor arkadaş! Hangi birinden bahsedeyim. İnternet elektrik gibi, su gibi nedensiz yere kesilebiliyor. En çok ihtiyacım olduğunda nedenini anlamadığım bir bağlantı sorunu yüzünden bağlanamıyorum. İndirdiğim dosyalar tamamlanmadan bağlantı kopuyor ve tıpkı telefonu şarja takmışım da temassızlık yüzünden şarj olmamış gibi kalakalıyorum. Bağlantı hızım 7 Megabit olmasına rağmen Adil Kullanım Kotası yüzünden 3'e düşüyor. Bazen hız kafasına göre düşüyor. Evde değil gittiğim her yerde sorunlu internet vardı. Lapland Üniversitesi'nde 93 Megabit hızı gördükten sonra her internet yavaş geliyor ya, ona da lanet olsun.
Kapanışı yasaklı sitelerle yapalım. Dürüst olalım, içimizde porno izlemeyen var mı? Yok. Peki biz neden devletten porno izlemek için izin almak zorundayız?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)