25 Ağustos 2013 Pazar

Gereksiz Telefon Bağımlılığı



Staj paramı elimde olanlarla teknolojiye gömeceğim şu günlerde kafam telefonlara takıldı. Nerdeyse herkesin elinde son model telefonlar var. Hep öyle oldu. Ben ortaokuldayken de, lisedeyken de çoğu kişinin telefonu benimkinden iyiydi. En son çalıştığım yerde çaycıda, şoförde hatta çocukların elinde bile iPhone 5 görünce bu yazıyı yazma ihtiyacım oldu.

Ellerinde o kocaman telefonları tutan çocuklar ve ailelerine sözüm.

Ellerinden telefonu düşürmeyen kızlardan hoşlanmıyorum. Ne kadar sinir bozucu olduklarını makyaj aynalarına bakarken bile fark edemeyecekler. Birşey söylemene rağmen ellerini telefondan ayırmaz. Buluşursun ama o devamlı telefonla ilgilenir. Bari yanımda yapma şunu, belli ki seninle ilgilenmek için oradayım ve başbaşa oturuyoruz. Saatlerce mesaj yazar ama ihtiyacın olduğunda cevap vermez. Kontörüm bitmedi, görmedim her zaman değil ama çoğu zaman yalandır. Dış görünüşe o kadar bakmayın. Güzel, çirkin her telefon manyağı kız biraz iticidir.

Ellerindekini doğru düzgün kullanmayanlar var. Akıllı telefon aldıysanız iTunes, Google Play Store gibi mağazalardan işlevsel programlar ve keyifli oyun indirirsiniz.Sosyal paylaşım sitelerine girersiniz. Fotoğraf video çekersiniz. E-postalarınıza bakarsınız. Ya haberleri takip eder yeni şeyler öğrenir ya da kendi düşüncelerinizi paylaşırsınız. Haritayı açar keşfe çıkarsınız. Müzik dinlersiniz. Bunları doğru düzgün yapmıyorsanız, ne halt yemeye akıllı telefon kullanıyorsunuz? Çevremdeki çoğu insanın telefonlarını gösteriş için aldığına inanmaya başladım. iPhone alıp içini gram doldurmayan insanlar var. Sıradan telefon gibi kullanmaya devam edeceksen ne anlamı var o kadar para verip iPhone almanın? Zaten herkes pahalı telefon kullanabiliyor, kime neyin havasını atmaya çalışıyorsunuz? Herkes kullanıyor diye alanlar da muhtemelen sürü psikolojisine uyanlardır.


15 Ağustos 2013 Perşembe

Uykusuz Bozdu Mu?



Başlığı görünce hemen "fan"lar gibi hiddetlenmeyin. Belki hak verirsiniz, belki farklı noktalara değinmiş olabiliriz. Eğer dergiden biri şu an bu yazıyı okuyorsa trolllük yapmadığımı ve dergiye pislik atmak gibi bir niyetim olmadığını yazının sonuna gelince anlar diye umuyorum.

2007'de yayınlanan ilk sayısından beri Uykusuz alıyorum. Evet, tüm sayılarını okudum. Dergi çıkmadan önce de 2003'den beri Penguen'i de okuyorum. Belirli aralıklarla Lombak, Kemik ve Fermuar'ı (şu an ki çizer ve yazarların bir kısmının çalıştığı eski dergiler) takip ettim. Hem eskiden okuduğum güzel insanlar vardı hem de yenilerini de tanımış oldum. Genel kültür ve mizah anlamında bana çok şey kattı. Bundan dolayı teşekkürleri sunuyor ve eleştirilerimi sıralamak istiyorum.

1 - Ekibin bir kısmının mail adreslerinin belirtilmemesi

İlk sayıda Ersin Karabulut dergi için ne kadar heyecanlı olduklarından, derginin dayanıp dayanamayacağından bahsediyordu. Şimdi, sanki yeterince okur kitlesine ulaştılar ve artık eleştirileri önemsemiyorlarmış gibi geliyor. Bazı çizerlerin köşelerinde mail adresi yok, hatta sosyal paylaşım sitelerinde bile hesapları olmayabiliyor. Kulak tıkamalarının nedeni belki de bu yüzden. Bazı okurların rahatsız edeceğini ya da küfür, tehdit içeren mailler alacaklarını tahmin edebiliyorum. Nedeni bu olabilir. Ancak bu şekilde ilgili okurlarla olan bağlantıları da kapatmış oluyorlar. Cihan Kılıç'a ulaşmak isterdim. "Ve Sinem..."in ne kadar komik olmadığını, çoğu zaman Sinem'in hikayenin içinde bile olmadığını söylemek ve neden ısrarla bu seriye devam ettiğini sormak isterdim. Cevap vermezdi belki ama en azından okurdu.

2 - Ekibin söyleşilere katılmamaları

Önceki madde ile bağlantılı bu. Eskiden üniversitelere senede 1 kere bile olsa gelirlerdi, sorular cevaplanır ve güzel bir ortam oluşurdu. Katılımda yoğun olurdu. Artık talep olmasına rağmen bunu yapmıyorlar. Bunu üniversitemin bir ara üyesi olduğum karikatür kulübünden biliyorum. Açık açık söyleşi yapmak istemediklerini söylüyorlardı. Burada bencil olan kim merak ediyorum. Uykusuz mu yoksa okurlar mı?

3 - Temcit pilavına dönmüş köşeler

Aklıma ilk başta "İpek ve Burak" geliyor. Kabul ediyorum, Oky ilişkiler konusunda deneyimli ve köşeleri de en etkin olduğu bu konu üzerine. Ama, yeter artık ya. Bıktım sürekli tartışan, birbirini aldatan bu çiftten. Erkekler çıktığı biri olsa bile başka kadınların götüne bakıyor, kadınlar da trip atıyor. Eğer tüm anlatılmak istenen bu ise yeterince okuduk bunu zaten.Seveni var ama şu da unutulmaması gereken bir gerçek ki, en çok kim yer işgal ediyor denecek olursa ben Oky derim. Kendisine ya çizimine uyuz olduğum için değil.

4 - Verilen sözlerin tutulmaması ve okura karşı olan sorumlulukların yerine getirilmemesi

Hatırlasınız, Uykusuz Yaz sayısı çıkacaktı bu dergide belirtilmişti. Ama sonradan yalan oldu. Muhtemelen Gezi olayları yüzünden yetiştirilemedi. Uykusuz yeterince destek çıktı olaylara bu yüzden kendilerine hak veriyorum. Ancak, dergide "Uykusuz Yaz sayısını çıkartamayacağız. Özür dileriz." gibisinden bir yazı yazılmadı. Ben Ersin Karabulut'a sormasaydım akibetini yaz bitmeden öğrenemeyecektim. Bülent Üstün, mesela, uzun zaman önce kayboldu ve ansızın tekrar geldi. Hiçbir şey söyleme gereği duymadı. Kötü Kedi Şerafettin filmine ne olduğuyla ilgili bir bilgi de yok. Bazı yazarlar eskisi gibi "Köşeyi yetiştiremedim. Kusura bakmayın." bile yazmıyorlar artık. Köşe var mı, yok. Nedeni ne? Bilmiyoruz!

5 - Uykusuz'un ticarete atılması

Her ne kadar popüler köşelerin kitabının daha çok okura ulaşması ve hak ettikleri değeri görmeleri güzel olsa da, işi biraz ticarete döktüklerini düşünüyorum. Eğer takip eder, en kötü ciltleri alırsanız bu köşeleri okuma şansınız olur. Burada sorun zaten başından beri dergiyi takip eden okurlar için bir şeyin çıkartılmaması. Neden baştan sona okuduğum Amatör'ün kitabını ya da Cihan Ceylan'ın karikatürlerini almak isteyeyim? Yapılacak en iyi şey Emrah Ablak'ın Tübitak: Saklı Düşman'ı gibi dergide yayınlanmamış yeni içeriklerin çıkartılmasıdır.

6 - Derginin eskisi gibi yeterince komik olmaması

Bu oldukça subjektif bir durum. Elbette benim de dergiyle beraber yaşlanmamın, zevk alışkanlıklarımın değişmesinin de etkisi var. Lakin genel bir kalite düşüklüğünü görmezden gelemeyiz. Bunun dışında çok fazla sinir bozucu olayın, haberin olması kapağa, 2. ve 3. sayfalara yansıması ayrı bir konu ancak bunda Uykusuz'un suçu yok. Yine de insan bir süre sonra gülmekte ve haliyle onlarda bunu komikleştirmekte zorlanıyor.

Benim düşüncelerim bunlar. Ben Uykusuz'u almaya ve okumaya devam edeceğim. Ancak memnun değilim, bıkkınlıkla ve çabucak okuyorum her sayısını. Umarım bu yazı bir işe yarar.




Aşk Şarkıları Takıntısı



Düşünmeden edemiyorum. Şarkı yapılacak o kadar çok konu var. Tarih, açgözlülük, teknoloji, doğa, uzay, uyuşturucu, sosisli sandviç, zürafa, kek, mor rengi... Nedir bu aşk şarkısı yapma ısrarı? 

Gerçekten talep yüksek olduğu için mi yoksa hislerin basitçe dışa vurup satması kolay olduğu için mi bilmiyorum. Bazı şarkıcılar ve gruplar (çoğunluğu pop ve arabesk türünde olanlardan bahsediyorum) sadece ama sadece aşk, hadi sevgiyi de katalım, üzerine şarkılar yapıyor. Aşkı çıkartınca demek ki enstrümantal şarkılar çıkartıp duracaklar. Tek bir konu üzerinde ne kadar yaratıcı olunabilir? Dönüp dolaşıp varacağınız yer çok sevmek, yaralanmak, aldatmak, aldatılmak, terk edilmek vesaire zorlama şeyler olacak. Suistimal için harika. Dolayısıyla her kuyruk acısı yaşayan ve sevip kavuşamayan dinleyip kendince duygularından yola çıkarak diğer insanlara da zorla dinletecek. Örnek mi istiyorsunuz? Bengü'nün Yaralı şarkısı. Kendimi sağır etmek istiyorum ben bu şarkıyı duyunca. Sevenler olabilir ama ben sevmek ve dinlemek zorunda değilim. Yaralı yaralı bakmak ne demek biri bana açıklasın. Sözlerini geçtim melodi de güzel değil ki.

Asıl beni sinirlendiren. Aşk şarkılarının bu kadar çok söylendiği, dinlendiği bir ülkede bu kadar çok kadına yönelik şiddetin, ayrımcılığın ve tecavüzün olması. Bu tutarsızlık beni deli ediyor. "Kocam o döver de sever de.", "Ya benimsin ya kara toprağın." saçmalıkları yüzünden mi böyle? Nerede sizin sevginiz? 

29 Temmuz 2013 Pazartesi

İngilizce'yi İlerletmek İçin



Türk, yabancı tanıdığım çoğu insan İngilizcemi iyi bulduğunu ve nasıl böyle yapabildiğimi sordu. Her seferinde aynı soruyu duymak şaşırtıyor. İyi olduğumu bilirim ama mükemmel değilimdir. Bu yüzden çok böbürlenmem. İyi bir öğretmen değilim bu yüzden sadece bir takım öneriler verebilirim.

* Önce kendi dilini iyi bil ve konuş.
* İngilizceyi zorunluluk olarak gör. Şu an için, nicelik olarak ısrarla Çinceyi saymazsanız, dünyada en çok kullanılan dil İngilizce. Hangi ülkeye gidersen git İngilizce konuşan birilerini bulabilirsin. Aynı nedenden ötürü ülkene gelen yabancılarla konuşabileceğin tek dil yine İngilizcedir.
* İyi seviyede İngilizcen olmayınca neleri kaçıracağını düşün. Yabancı kaynaklar, espriler, iletişim imkanı...
* İngilizce bilmiyorsan ya da İngilizcen kötüyse kendinden utan. Ne yapıp edip bu dili öğrenmek zorundasın.
* İngilizce öğrenmeyi / İngilizceni geliştirmeyi iste. Hâlâ zamanın var.

* Her şeyin başı eğitim. Kursa git, özel ders tut, hazırlıkta çalış, İngilizce seti al... Bul bir yolunu.
* Bilmediklerini, bilmek istediklerini sor ya da araştır. Yeni öğrendiğin her şeyi bir yere not al.
* Günlük hayatta en çok kurduğun cümleleri düşün mesela. Aynı cümleleri İngilizcede nasıl kurabilirsin?
* Kelimelerin doğru kullanımını öğren. Telaffuzunu kıyasla.

* Yabancı bir arkadaş (mümkünse ana dili İngilizce olan) edin kendine. Başlarda yazışarak, sonrasında görüntülü konuşarak geliştirirsin.
* İngilizce kaynaklara göz at. İngilizce yazılar, denemeler, şiirler yaz.
* Bolca oyun oyna, film ve dizi (kesinlikle altyazılı) izle, şarkı dinle, kitap oku.
* Sadece Amerikan filmlerine falan bağlı kalma. İngiliz ve Avustralya İngilizceleriyle ilgilen.

26 Temmuz 2013 Cuma

Gülen Yüzün İntiharı




Haberleri gazetelerden televizyondan takip ettiğim günlerde anlam veremediğim olaylar oluyordu. Bunlardan biri çevrelerinde mutlu, güleryüzlü gözüktüğü halde intihar eden insanlarla ilgiliydi. İnsanlar anlam veremiyordu. "İşin var, paran var, sağlığın var, sevdiklerin var. Neden intihar ediyorsun?" algı bu yöndeydi. İnsanları dış görünüşleriyle yargılamak gerçekten yanlış olabiliyor.

Belki de,

Gerçekten yalnız hissediyorlardı. Çevrelerinde hiç gerçek arkadaşları yoktu yinede yalnız kalmamak, sevilmek için insanlara güler yüzlerini göstermeleri gerekiyordu. Kalan son umudu kullanmak adına. Çünkü biliyorlardı ki somurtmak, cool takılmak insana yalnızlıktan başka bir şey kazandırmıyordu.

Belki de,

Anlaşılmak istedikleri halde anlaşılmıyorlardı. Sorunlarını anlattıklarından insanlar empati yapar gibi davranıyordu. Dinledikleri halde, düşünme bunları, takma kafana, siktir et gibi ifadeler kullanıyorlardı.

Belki de,

Sorun yalnızlıkla ilgili değil yaşanılan yer ile, dünya ile ilgiliydi. 

...

Huzur içinde yatın.

19 Temmuz 2013 Cuma

Melodik Saygısızlık



Genelde rock, metal tarzı müzikler dinlediğim için tercih ettiğim yüksek sesle dinlemektir. Bu hem müziği daha etkili yapar hem de dinlemesi daha zevkli olur. Bazı gitar rifflerinde tüyleriniz diken diken olur ve orgazm yaşarsınız resmen.

Ancak bu şekilde müzik dinlemem hep mümkün olmaz. Mutlaka biri müzikten rahatsız olur ya da telefonu kapıyı duymam. Kulaklık taktığımda bile sesten rahatsız olan insanlar tanıdım. Güzide toplu taşıma araçlarımızda benim kulak sağlığımı düşünürmüş gibi yapıp aslında şarkıyı sevmediği için kısık sesle dinlememi isteyenler de oldu. Sonuç olarak elimden geldiğince insanları rahatsız etmeden müzik dinlemeye çalışıyorum. Peki herkes bu hassasiyeti gösteriyor mu? HAYIR!

En basitinden mahalle düğünlerini ele alalım. Çalan şarkıların türünü kalitesini geçtim, bu kadar yüksek sesle çalınması büyük bir saygısızlık. Kızının düğünü ya da oğlunun sünneti olabilir. Bize ne bundan? Zaten oraya katılmadıysak dinlemek istemiyoruz demek değil midir? İnsanlar ellerindeki sonuna kadar sömürmese olmaz zaten. Sırf mutlu gün diye sesi sonuna kadar açıyorlar ve bazı düğünler insanların normalde uyuduğu saatlere kadar sürüyor.

Telefonla müzik açarak gezen apaçiler de aynısının mobil halini yapıyor. Nereye giderse müziği de oraya taşıyor. Bazen oturabiliyorlar ve bu sefer masaların üstüne koydukları telefonlardan açtıkları müziklerle gürültü yapıyorlar. Utanmasalar "dinlemek istemeyen siktirsin gitsin." diyecekler. Beğenmediğiniz radyo kanalını değiştirirsiniz, televizyonu kapatırsınız. Peki bu insanlara ne yapacaksınız? Hiçbir zaman anlayışlı olacaklarını zannetmiyorum. Uyarmanın sonu kavgayla bitebilir. Genel olarak okuyan insanlar da olmadıkları için bu yazıyı da görmeyecekler. Bir çözüm yok yani.

Demin bahsettiğim güzide toplu taşıma araçlarını hatırladınız mı? Sallanarak giden otobüsler ya da kasaba rüşvet verip ehliyet alan şoförlerin bazıları neyse ki müzik açmıyor. Açanlar da ne tarz şarkılar açıyorlar tahmin edebilirsiniz. Kaptanlar, abiler size para veriyoruz ama sen sür diye, kulağımızı kirlet diye değil. İşiniz zor olabilir, belki biter bitmek eve gideceksiniz, tek eğlenceniz o müzik olabilir. Bunu dinlemek zorunda olmadığımızı bir düşünün.

Kaçınılmaz müzik olduğunda ne mi yapıyorum? Tabi ki zevk almıyor, kulaklığımı takıp gürültüsünden bir şarkı açıyorum. Çivi çiviyi söker hesabı. Olan yine kulaklarıma oluyor.


30 Haziran 2013 Pazar

Gantz


Ölüm sadece bir başlangıç


Çizilmiş en sert mangalardan biridir Gantz. Nedenlerine az sonra geleceğim. Hazır dumanı üstünde seri sona ermişken bahsetmemek olmazdı. Önceden 18+ olduğunu söyleyeyim ki, siz genç yaştakiler, önleminizi ona göre alın. Tabi sırf o sayıyı gördüğünüzden içinizde okuma isteği oluşabilir, ama uyarmadım demeyin yetişkinler için bile rahatsız edici çünkü.



Kei Kurono kendi halinde takılan bir lise öğrencisidir. Popüler, sevilen biri değildir. Bir gün metroda beklerken bir ayyaşın raya düştüğünü görür. Başta umursamaz. O sırada şans eseri, lanet de denebilir, orada olan çocukluk arkadaşı Kato Musuka yardım etmek için iner. Tek başına yardım edemeyeceğinden etrafına bakınırken Kei'yi görür. Kei'de isteksizlikle yardım eder ve ayyaşı çıkartılar. Ancak o sırada metro gelmektedir ve koşmalarına rağmen, duraksamadan giden bir metro olduğu için altında kalarak parçalanırlar. Ölmüş olmaları gerekirken kendilerini adı Gantz olan siyah bir kürenin bulunduğu odada bulurlar ve yalnız değillerdir. Gantz onlara gerekli silah ve zırh vererek görevlere yollar. Artık yaşamak eskisinden daha zor bir hâl alacaktır. Gantz uzun bir manga bitirmeniz zaman alacak, bir süre sonra tekrara binebilir ve sıkabilir ancak öngörülebilir olmadığı için tahmin yürütmeye çalışmayın.

Nerden başlasam bilmiyorum. Gantz diğer mangalardan farklı olarak bilgisayarın bolca kullanıldığı bir manga. Oku Hiroya'nın sert kalemini de ekleyince oldukça çizimler oldukça gerçekçi bir hal  alıyor.  Öyle sahneler var ki detaylara ve arka planın kalitesine hayran kalıyorsunuz. Mangada yerinde ya da az kullanılan nerdeyse hiçbir şey yok. Her şeyin fazlası zarar denir ya, iş zarardan çıkıyor ve bambaşka bir boyuta giriyor. Normalde dövüş içeren mangalarda zaten belirli bir şiddet vardır. Kılıçlı olanlarda kafa kol falan kopar ama bu gerçekten aşırı. Uzaylılar, bu bir spoiler sayılmaz zaten göreceksiniz, desem alışılmışın dışında iğrenç varyasyonlara sahip, zaman zaman kışkırtıcı ve etkileyici olabiliyor. Cinsellikte aynı şekilde. Bolca çıplaklık var ama hentai seviyesinde değil ecchi kıvamında olmuş. 

Aslında Gantz korku/aksiyon olarak geçiyor ve korkunç olaylar olmasına rağmen korkutucu denemez. Ben animesini izlemedim ama korku filmlerinde olduğu gibi korkutmaktan çok tiksindirecek hâle dönüşebiliyor manga her an. En az kan kadar çok olan bir şey de gözyaşı ve acı. Bunu sulugözlü bulabilirsiniz ancak insana karşı bu kadar acımasızca davranıldıktan sonra allak bullak olan karakterlere hak vereceksiniz. Gantz dünyasında her an birileri ölebilir ve işler umulduğu gibi gitmeyebilir. Gantz'ı rahatsız edici yapan bir başka etmen de insanlar. Ömrünüzde görebileceğiniz ne kadar pislik insan varsa karşısına çıkabiliyor. Sevdiğiniz bir karaktere yapılanlar insanlığın çürümüşlüğü karşısında sadece görsel değil, psikolojik bir şiddete de maruz kalıyorsunuz. Arada komik denebilecek bir kaç olay oluyor ancak espri anlayışı da garip olduğu için mizahı nasıldır tahmin edebilirsiniz. Küfür kıyamet dolu bir manga kısacası Gantz.


Meşhur Y U NO meme'i buradan çıkmış.

İstediğiniz şey kaos ise Gantz bunu size sonuna kadar verecektir. Bu yolculuk ilginç bir deneyim olacağı gibi çok fazla şeyden çok fazla miktarda olduğundan mide bulantısına da yol açabilir.