19 Şubat 2014 Çarşamba
One Chance
Awkward Silence Games'in One Chance adlı oyunu zor bir soru soruyor. Başladığımızda 6 gün içinde dünyada yaşayan her hücrenin öleceğini ve tek bir şansımızın olduğu yazıyor. Bilim adamları kanseri tedavi eden bir ilaç geliştirmiştir. Ancak ilaç beklenenden daha tehlikeli çıkmıştır, çünkü kanserli sağlıklı fark etmeksizin tüm hücreleri öldürmektedir. Tehlikenin ne olduğunu bilmemize rağmen elimizde seçme şansı var. Son günlerimizi ailemizle geçirmek ya da onları bırakıp laboratuvarda çalışmak.
Piksel grafikli basit bir flash oyununun beni bu kadar etkileyeceğini (müziği de unutmamak gerek) bilemezdim. Farklı sonlarını gördükten sonra ben ne yapardım diye düşünmeye başladım. Belki dünyanın değil sadece benim sonum da gelebilirdi. Kanser hastası olabilir ve tedavi yüzünden bitkin düşebilirdim ve 6 gün ömrüm kaldığını da öğrenebilirdim. Beni gerçekten mutlu edebilecek şeye 6 günde ulaşamayacağımı bildiğim için hayalini kurduğumdan daha az bir mutluluk için uğraşırdım.
Yine de emin değilim. Düşünmenin fazlası insanı mutsuz ediyor.
12 Şubat 2014 Çarşamba
Yerli Diziler Neden Kötü?
Televizyonları işgal eden güzide (!) yapımlarla ilgili söyleyeceklerim var. Uzun süre kendimi tuttum, sevenleri vardır falan filandır diye ama artık yeter. Pek çok seyirci yerli dizileri beğenmiyor, izlemiyor ve hatta bazıları açıkça nefret ediyor. Ana nedenleri aşağıda sıraladım.
1 - Uzunluk
Oyuncular ve prodüksiyonda çalışanlar bir ara bu durumdan ne kadar rahatsız olduklarını dile getirmişlerdi. Bölümün süresi ne kadar uzun olursa çekimi o kadar uzun, maliyeti de daha fazla oluyor. Bu yüzden de kalite düşüyor. Ama buna rağmen 45-50 dakikalık bölümler çekilmiyor çünkü insanlar daha fazla izlemek istiyor! Pardon, daha fazla reklamı da unutmamak lazım.
2 - Taklitçilik
Bir dizi tutunca sonrasında gelen diziler de onu taklit etmeye başlıyor. Benzer konular, benzer drama, benzer entrikalar...
3 - Yaratıcılık Yokunsuluğu
Farklılıklara hoşgörülü bir toplum olmadığımız için güvenli liman olarak hep aynı, bizden, genel şeyleri seçiyoruz. Haliyle yapımcılar da alışılageldik formülü kullanıp duruyorlar. Farklı şeyler deneyen diziler yok mu? Var, ama sayıları az. Ana akım medyanın içinde yok olup gidiyorlar.
4 - Korkaklık
Diziler yeterince cesur olamıyor. Tepki çeker, ceza alır, dizi yayından kaldırılır korkusuyla yapımcılar oto-sansür uygulamak zorunda kalıyor. Küfür yok. Cinsellik yok. Sigara ve kan buzlanmış. En son hangi dizide bir çıplaklık, rahatsız edici bir sahne gördük ki? Bunu geçelim eşcinsel, solcu, depresif, punk gibi ekstrem karakterler de yok. Neredeyse herkes normal, herkes sıradan.
5 - Özensizlik ve Cimrilik
Her yapımcı şirketin bütçesi fazla olmayabilir ama daha az para harcamak ve daha çok kâr elde etmek adına kalitesizliğe maruz kalıyoruz. Komedi dizilerinde espriler şive üzerine, boş ve sulu. Aksiyon içerikli dizilerde ise çatışmalar, özel efektler, akan kan, yaralanma hiçbiri yeterince kaliteli değil. Ucuz ve kalabalık oldukları için figüranları çalıştırıyorlar. Onlar da kağıttan okur gibi duygusuz konuşuyor, rollerine bürünemiyorlar. Bir Holywood kalitesinde yerli dizi olması mümkün değil ama bu kadar yapmacık, vasat da olmamalı.
Ayrıca her sahneye müzik koyma takıntısı da var. Fazla taş göz çıkarır misali, rahatsız edici bir gürültüye neden oluyor.
6 - Ajitasyon
Duygu sömürüsü yapıp insanları üzmek ve buradan reyting, kazanç sağlamak yüzsüzlüğün dik alası. Günlük hayatta olabilecek ya da biraz abartılı olaylar sırf üzücü oldukları için iyi kurgulanmadan, özenilmeden olduğu gibi yapıştırılıyor. Oyuncu kötü oynuyorsa ve hikaye basit olsa bile o dram hepsinin üstünü örtüyor. İnsanların karakterin yaşadıklarına üzülmesi ona acıması istendiği için şırıngayla enjekte eder gibi ajitasyona abanıyorlar.
7 - Nasılsa izleniyor mantığı
Son madde tüm maddeleri kapsar nitelikte. Yapımcılar kurnazca düşünüyor ki: Biz ne yaparsak yapalım bu insanlar izleyecek. Düşündükleri bir açıdan doğru. Erkenden veda eden diziler dışında çoğu uzun süre ayakta kalabildi.
Buradan çıkarılacak sonuç yerli dizilerin çoğunun kalitesiz, ucuz, boş diziler olduğudur. İleride biri çığır açacak bir girişimde bulunmaz ya da yapımcılar hatalarından (hata yaptıklarını kabul edebilirlerse tabi) ders çıkarmazsa bu böyle sürüp gidecek.
6 Şubat 2014 Perşembe
İnternette Kadın Olmak
İlginç bir haber okudum. Erkeğin biri arkadaşlık-ilişki sitelerinden birinde hesap açmış ve kendisini kadın olarak göstermiş. Bunu eğlenmek için yaptığını söylüyor. Sanırım kadın kılığına girip birilerini kandıracak, öylece takılacaktı. Ama işler umduğu gibi gitmemiş. O kadar çok erkekten mesaj almış ki mesajlara cevap vermekte yetişemez olmuş. İşin çirkin yanı ona atılanlar taciz eder nitelikte ve rahatsız edici mesajlarmış. Sitedeki abazan erkekler ona kendi çıplak fotoğraflarını göndermiş. İlgilenmediğini söylediği erkeklerin bazılarından da hareket içerikli, saldırganca, küfürlü karşılıklar almış. Hesabı açmasının üstünden 2 saat geçmiş ve daha fazla dayanamayıp hesabını kapatmak zorunda kalmış.
Görünen o ki internette kendinizi kadın olarak gösterdiğinizde bile başınıza bu geliyor. Bir de kadınları ve yaşadıklarını düşünün.
Rahatsız edici değil mi?
1 Şubat 2014 Cumartesi
Panty & Stocking with Garterbelt
Ecchi Powerpuff Girls Gibi
Bir anime düşünün ki bazı Amerikan çizgi dizilerini andırsın. Çocuksu görünsün ancak çocuklardan uzak tutulacak kadar ayıp olsun. Komik ama aynı zamanda sapık olsun. İngilizce duyacağınızı varsayın ama her şey Japonca olsun. Ortaya ilginç bir karışım çıkıyor değil mi?
Gurren Lagann'ı ya da Kill la Kill'i izlediyseniz GAINAX'ı da bilirsiniz. Kendileri kopuk, çılgın yapımlarıyla ünlüdür. Panty & Stocking with Garterbelt'de öyle bir yapım. Anime olduğuna inanmak biraz güç. Hikaye hayali bir şehir olan Datenshi'de geçiyor. Panty ve Stocking şehre kötülük saçan şeytanları yok edip yeterli cennet parası toplayarak cennete gitmeye çalışmaktadır. Afro peder Garterbelt'de onlara emir vermekte, yani yardımcı olmaktadır. Cennete gitmelerinden bahsettik ama bu ikili öyle zannettiğiniz gibi masum melekler falan değiller. Panty kibarca söylemek gerekirse bir nemfomanyak ve Stocking de tatlı, şeker bağımlısı bir deli. Küfürbaz, ahlaksız ve kimseyi takmayan bencil tipler yani. Bunları bu kadar eğlenceli yapan da bu kopuk karakterleri zaten.
Yetişkinliklere yönelik bir animeden beklenenler şiddet içermesi, içinde cinsellik olması ve olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlardır. Zaten diğer animelerden farklı olarak Powerpuff Girl'ümsü sevimli denebilecek bir tarzı olduğu için rahatsız edecek bir şiddet yok. Cinsellik ve olumsuzluğa gelecek olursak... Ah evet... Tuvalet mizahıyla absürdün karışımı bir kokteyl gibi. Bolca gönderme ve ana akımı ti ye alma var ki bu sizi güldürecektir. Ancak bazı uç şakalara aynı hoşgörüyü gösterir misiniz bilemem.
13 bölümlük, bazı bölümler 2 ayrı bölüm olarak ayrılmış, bir sezon ve bir de OVA yayınlandı. Ancak bir sorun var o da devam edeceğinin garantisinin olmaması. Ben yine de bir umutla bekliyorum. Alışılageldik anime çizimlerinden farklı, kopuk bir şey izlemek istiyorsanız yolunuz burada sona eriyor.
Yetişkinliklere yönelik bir animeden beklenenler şiddet içermesi, içinde cinsellik olması ve olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlardır. Zaten diğer animelerden farklı olarak Powerpuff Girl'ümsü sevimli denebilecek bir tarzı olduğu için rahatsız edecek bir şiddet yok. Cinsellik ve olumsuzluğa gelecek olursak... Ah evet... Tuvalet mizahıyla absürdün karışımı bir kokteyl gibi. Bolca gönderme ve ana akımı ti ye alma var ki bu sizi güldürecektir. Ancak bazı uç şakalara aynı hoşgörüyü gösterir misiniz bilemem.
13 bölümlük, bazı bölümler 2 ayrı bölüm olarak ayrılmış, bir sezon ve bir de OVA yayınlandı. Ancak bir sorun var o da devam edeceğinin garantisinin olmaması. Ben yine de bir umutla bekliyorum. Alışılageldik anime çizimlerinden farklı, kopuk bir şey izlemek istiyorsanız yolunuz burada sona eriyor.
Cry of Fear
Kimin aklına gelirdi yıllar sonra Half Life'a güzel bir modun geleceği? İsveçli Team Psykskallar'in geliştirdiği Cry of Fear çıktığı yıl, 2011 Moddb sitesi tarafından yılı modu seçilmişti.
Oyun İsveç'in hayali bir şehrinde geçiyor. Ana karakterimiz Simon depresif bir ergendir. Zaten kapüşonlu giyen ya depresif ya da suçlu oluyor ya neyse. Evine doğru giderken yolda yaralanmış bir adam görüyor. Yardım etmeye çalışıyor ve üstüne sürülen bir araba yüzünden kaza geçiriyor. Uyandığında kendini normal insanlardan uzak tekinsiz bir yerde buluyor. Buraya nasıl geldiğini sorgularken bildiği tek bir şey var o da buradan kurtulup evine dönmek. Ancak yardım alabileceği kimsesi yok ve adım attıkça her şey giderek korkunçlaşıyor.
Cry of Fear Silent Hill'den oldukça esinlenmiş bir gerilim, korku . İnsandan bozma yaratıklar, tekrar girince değişime uğramış mekanlar, anlam verilemeyen olaylar ve hikaye... Yani zorlasalar FPS Silent Hill bile olabilirmiş. Envanter kullanımı da ilk Resident Evil oyunlarına benziyor. Simon çantası ve ceplerini doldurarak aynı anda 6 eşya taşıyabiliyor. Evet, silah için eşya için ayrı yer kullanılmamış. Yerdeki bir anahtarı almanız gerekiyorsa ve elinizdeki fazla silahı bırakmanız gerekebiliyor. Işık kaynağı olarak da cep telefonunuzu kullanıyorsunuz. Bir elinize silah diğer elinize de telefonu almak gibi çeşitli kombinasyonlar yapabiliyorsunuz. Oyundaki etkileşimlerin çoğu kilitli kapının anahtarını bul ya da kağıda yazılı kodu gir şeklinde. Zor bulmacalar yok anlayacağınız. İlk başlarda sadece bıçağınız varken oyun ilerledikçe daha işe yarar silahlar çıkıyor. Son çıkan korku oyunlarında oyuncuyu çaresiz hissettirmek ve kaçmak adına silah kullanımı olmasa da merak etmeyin elinizde dolu silahınız olsa yeterince güçlü olmayacaksınız.
Oyunu farklı yapan yanlarından ve detaylara gösterilen özenden bahsetmeden geçemeyeceğim. Bir not bulduğunuzda bu not direk bilgisayardan çıkmış değil uyduruk bir kağıda el yazısıyla yazılmış oluyor. Tabancanızda mermi kaldıysa şarjör değiştirdiğinizde elveda diyebilirsiniz. İlk Half Life oyunlarında olan eller doluyken merdiven tırmanma olayı yok. Kendiliğinizden iyileşemiyorsunuz, bulduğunuz şırıngaları (depresif demiştim) kullanmanız lazım. Güç barınıza da dikkat etmeniz lazım.
Oyunu farklı yapan yanlarından ve detaylara gösterilen özenden bahsetmeden geçemeyeceğim. Bir not bulduğunuzda bu not direk bilgisayardan çıkmış değil uyduruk bir kağıda el yazısıyla yazılmış oluyor. Tabancanızda mermi kaldıysa şarjör değiştirdiğinizde elveda diyebilirsiniz. İlk Half Life oyunlarında olan eller doluyken merdiven tırmanma olayı yok. Kendiliğinizden iyileşemiyorsunuz, bulduğunuz şırıngaları (depresif demiştim) kullanmanız lazım. Güç barınıza da dikkat etmeniz lazım.
Etiketler:
cry of fear,
fps,
gerilim,
half life,
inceleme,
korku,
mod,
moddb,
oyun,
pc,
team psykskallar
30 Ocak 2014 Perşembe
Saint☆Young Men
Bir gün İsa ve Buda...
Zibilyon tane animeden sonra insan ister istemez düşünüyor bu Japonlar nasıl hâlâ konu bulabiliyorlar diye. Bitmek bilmeyen yaratıcılık sayesinde İsa ve Buda'nın ev arkadaşı olduğu bir hikaye çıkartabiliyorsun mesela. Tumblr'da paylaşılan resimleri gördükten sonra haliyle ilgimi çekti çünkü İsa ve Buda... Ne alaka değil mi? Nasıl bir araya geldiler ve burada ne işleri var?
İsa ve Buda, İsa'nn fikriyle, insanların dünyasına Japonya'ya (hehe zaten başka yere gitselerdi bu anime olmazdı) tatile gelmişlerdir. Sonuçta ikisi de eski zamanlarda yaşadıkları için günümüz dünyası onlara ilginç gelmektedir. Bu 2 arkadaş bir takım mucizeleri dışında normal insanlar gibi davranmakta ve bu şekilde kimliklerini gizleyerek turist gibi insan içine karışmaktadırlar. İnsanlar onları garipser ama tanımaz, bazıları sadece benzetir.
Tumblr'da sıkça paylaşılan ve animede geçen giflerden birine bir kişi şöyle bir yorum yapmış: "Çocukluğumdan beri bir Hristiyan olarak yetiştirildim ama İsa'yı hiç bu kadar sevmemiştim." İsa ve Buda saf ve temiz insanlar olarak tasvir edilmiş ki bu da onlara sempati duymamızı sağlıyor. Aslında filmin başında belirtildiği gibi Buda nasıl (uzak)doğuyu temsil ediyorsa İsa'da aynı şekilde batıyı temsil ediyor. Yani bakın ikisi beraber yaşayabiliyor tarzından barış ve sevgi dolu bir mesaj vermesi çok güzel.
Değişik tarzı ve enteresan konusuyla 1 buçuk saatinizi rahatça geçirebilirsiniz.
Mini Not: Mangalar belli bir popülerliğe ulaştıktan sonra, manganın cildinin 1 milyon satması gibi, animesi yapılır, yapılan animelerin %85-90'ı mangadan uyarlamadır. Saint Young Men'de mangadan uyarlanmış, 2 bölüm OVA'sı çıkartılmış ve sonradan film haline getirilmiştir.
17 Ocak 2014 Cuma
Doğumgünü Hediyesi
Küçükken ne güzeldi doğumgünü kutlamak. Tek kötü yanı yaza denk geldiği için okul zamanından kimseyle kutlayamamaktı. Yine de her doğumgünümde en az 3 hediye alırdım. Bazen akraba ve arkadaşlardan da bir şeyler gelirdi.
Şimdi ailem bile hediye almaz oldu. Özellikle babam. Evlense çocuğu olur, askere gidecek çalışacak yaşta kafasıyla baktığı için oğluna hediye almak masraf gibi geliyor. Bunun bir tek benim başıma gelmediğini biliyorum. Bir yaştan sonra aileniz sizi sevmelerine ve senede bir gün özel gününüz olmasına rağmen hediye almıyor. Sevginin karşılığı hediye midir hayır ama hediye insanları mutlu eder. Pahalı ya da çok özel olması gerekmiyor sevginin ve düşüncenin somutlaşmış bir hali olması yeterli.
Doğumgünlerinin eskisi gibi güzel geçmemesinin nedenlerinden biri de ne zaman doğduğunuzun sosyal medyada paylaşılması. İnsanları kötülemek gibi olmasın, üzgünüm, ben de yapıyorum bunu. Bu sayede pek çok insan sizi yeterince tanımayanlar bile doğumgününüzü kutlayabiliyor. Bir şekilde belirdiği için gözden kaçma ihtimali daha düşük oluyor ve unutma sıkıntısı hatırlama zorunluluğu kalmıyor. Ancak bu kolaycılık doğumgünü anlayışına zarar veriyor. Birkaç saniyede iyi ki doğdun diyip geçebiliyorsunuz. Facebook olmadan hatırlayıp, telefonla aramaya kıyasla tembellik bu. Gerçekten değer vermişcesine doğumgünün kutlu olsun demek yeterince samimi değil. Biri listenizde ekli olsun. Hiç konuşmayın, o da kendiliğinden size bir şeyler yazmasın sonra doğumgününüz gelince iyi ki doğdun yazsın. Ziyaret etmek yok. Telefon etmek yok. Hediye yok. Uğraşmak yok. Hem de bedava.
Kendine son model telefon alırsın, ancak senelerdir tanıdığın arkadaşına küçük bir pasta bile almayacak kadar bencilsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


